Günce

Günce
SAVAŞA KARŞI OL!
öss etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
öss etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2007 Perşembe

DERSHANE SEÇERKEN SORULMASI GEREKEN SORULAR

Dershanelere toplumun büyük bir kesimi tepkilidir.Oysa yaşamda hiçbir şey yoktan var olmamıştır. Dershanelerin var olma nedeni de, toplumun seçimleri sonucu oluşturulan hükümetlerin eğitim politikalarıdır ..Bu ülkede ne zaman ki, milli olamayan evrensel bir eğitim sistemiyle karşılaşırsak o zaman dershane sektörü geri çekilecektir.Veliler de, her yıl hangi dershane iyi acaba, hangi dershaneye göndersek çocuğu, diye tasalanmak ve bütçesinden pay ayırmak zorunda kalmayacaktır.

Dershane seçimi yapılırken nelere dikkat edilmeli?

Dershane seçimini çocuğumuza bırakıp sorumluluktan sıyrılmalı mı yoksa, sorumluluğa dahil olmalı? Önce gerçeğinizle yüzleşin çocuğunuzun geçmiş yıllardan gelen altyapısını ortaya koyun. Bu tespit sizi seçeceğiniz dershane türü konusunda yönlendirecektir. İki tür dershane vardır. Biri kitle dershanesi; grup yapıları kalabalık , toplamda öğrenci sayısı fazla olan dershanelerdir bunlar. Bir diğeri ise ,büro tarzı çalışan, az öğrenci ve grup yapıları küçük dershanelerdir.

Dershanelerle görüşmeye giderken şu soruların cevabını arayabilirsiniz.

Dershanenin öğretim kadrosu , eski ÖYS sistemi döneminde çalışmış öğretmenlerden mi oluşmaktadır?
Sınavda bulunan 1. ve 2. kısım konuları , dönem başından itibaren her derste birlikte mi anlatılıyor?
Verilen ödevler kontrol edilip yapılamayan sorular çözülüyor mu?
Öğrenci denetim mekanizması nasıl işliyor? Böyle bir mekanizma var mı?
Dershanede cep telefonu kullanmak serbest mi?
Dershanenin rehberlik hizmeti var mı ? Kaç öğrenciye bir rehberlik uzmanı düşmektedir?
Etüt sistemi nasıl çalışıyor? Sürekli birileri çocuğunuza etüt vereceğini söyleyebilir.Araba kullanmayı öğrenirken şoför koltuğuna oturmadan araba kullanmayı öğrenemezsiniz.Yani çocuğunuza sürekli birileri etütlerde bir şeyler anlatarak öğrenmeyi sağlayamaz.Çocuğunuzun şoför koltuğuna oturması gerekir.
Öğrencilere ders çalışma yöntemi öğretiliyor mu?
Öğrencilere zaman yönetimi eğitimi veriliyor mu?
Öğrencilerin ders dışı zamanları için önerilerde bulunuluyor mu?
Öğrencilerin tercih dönemlerinde yardımcı olunuyor mu?
Öğrencilere bireysel destek verilmesi için kurulmuş bir ekip var mı?
Bu ekip dershane öğrenci sayısı ile oranlandığında oran size mantıklı geliyor mu?
Öğretmen kadrosunun öğrenci sayısı ile oranı mantıklı geliyor mu ?
İncelediğiniz dershanede öğrenim görmüş bir öğrenci ve velisi ile görüştünüz mü?
Vereceğiniz ücretle size vaat edilen hizmet orantılı mı?

Bu sorulara vereceğiniz yanıtlar “evet” ise, çocuğunuz için yerinde bir seçim yaptığınızı düşünebilirsiniz.

17 Haziran 2007 Pazar

TEHLİKENİN FARKINDA MISINIZ?

“Knight Online” Tehlikenin farkında mısınız?

Dün yanıma uğrayan 8. sınıfı bitiren bir öğrencimle sohbet ederken günlük yaptıklarından bahsetti.
Okuduğu kolejin lise hazırlık sınıfını geçmesi için dil sınavına hazırlandığını ve bunun için okulun açtığı kursa gittiğini söyledi. Şaşırdım doğal olarak hem sen çocuğa 8 yıl eğitim – öğretim ver sonra liseye geçişte sınava tabi tut garip uygulamalar artık kanıksandı bu ülkede.
Her neyse aslında paylaşmak istediğim bu değildi . Başlıkta belirttiğim “Knight Online” oyunu ve çocuklarımızın nelerle uğraştığını ortaya koymak ve bu nasıl çözülebilir ya da çözülmeli mi? yi tartışmak.
Bu oyun internet üzerinden oynanıyor ve dünya çapında bir çok ülkeden aynı anda bir çok oyuncu oyunu oynayabiliyor. Oyuncu sayısının 3.500.000 kişi civarı olduğu ve bunların 2.000.000 nun Türk kullanıcı olduğu söyleniyor. Oyuna ücretsiz bağlantı yapmanız mümkün ama bağlanmak zor. Eğer bir kısım internet kafeden şifreler satın alırsanız direkt bağlanabiliyorsunuz.
Bu oyunu ücretsiz kullanmak isteyenler daha rahat bağlanılabiliyor diye sabahın 05:00 inde kalkanlar, sürekli bilgisayarını açık bırakıp yarım uykuyla bekleyenler ve bağlanıldığı anda fırlayıp başına oturup saatlerce başından kalkmayanlar olduğunu duyuyorum.
Oyun kendi içinde anladığım kadarıyla bir köy kent ya da bir yerleşim birimi oluşturmak ve bu oluşturduğun yeri kalkındırmak korumak geliştirmek üzerine kurulmuş. Bunları yaparken de bir çeşit savaş entrika hile kurda tekniklerini kullanmak.
Bu oyun kendi ekonomisini , dilini, ahlak yapısını, ilişki biçimlerini yaratmış durumda.
Öğrencim OKS sınavına girdiği Sokullu Mehmet Paşa Lisesinin sınıf duvarlarına bu oyundaki kimi karekterleri kıyafetli ya da kıyafetsiz 100-180 ytl arası satıldığına dair yazılar gördüğünü anlattı. Çok şaşırdım sanal elle tutulmayan kıyafet ya da gerçekte var olmayan bir askere 100-180 ytl vermek benim çok garipsediğim bir şey, ama öğrencimin anlattığında benim ilk bisikletimi alırken yaşadığım heyecandı.
Bir arkadaşıyla bu oyun yüzünden arası bozulmuş. Olay şöyle gelişmiş;
Arkadaşı bundan oyuna giriş şifresini istemiş birlikte kardeş şehir olalım birbirimizi geliştirelim demiş. Buda daha güçlü oluruz diye vermiş şifresini. Daha sonra oyuna girdiğinde askerlerinin kıyafetlerinin arkadaşı tarafından alınıp kendi askerlerine aktarıldığını fark etmiş yani sanal alemde bir hırsızlık vakası. Kim hırsız? Kim mağdur? Mağdur olan zararını nasıl tahsil edecek? Var mıdır bunun bir çözümü?
Şimdi arkadaşlık ve dostluk tanımları nasıl olacak bu sanal alemde? Aile nasıl tanımlanacak?
Dostluk nasıl tanımlanacak? Bu soruları çoğaltabiliriz.
Şimdi bu sorun mudur değimlidir? Evet benim baktığım yerden kendi tarihimi de göz önüne alırsam sorun olarak algılıyorum. Peki bu çocuklar için sorun teşkil eden bir durumudur? Baktığımda onların bu yaşamdan şikayetçi olmadıklarını görüyorum.
Sıkıntı şurada belki de biz onları kendimiz yaşamı nasıl algılıyorsak öyle algılamalarını istememizde. Bizim onlarla ortak bir dil kurmamamızda belki de. Dil oluşturmak için çaba harcamamızda ve kendi dil ve anlayışımızı dayatmamızda. Sanırım önce onları anlamaya çalışmalı ve dil oluşturmalıyız. Eğer kendi dil ve anlayışımızı anlamalarını beklersek çocuğumuzu kaybetme riski vardır. Bu da ciddi bir risktir.
Belki de çocuklarımıza dışarıda bir hayat olduğunu göstermeliyiz. Bu oyunlardan daha fazla haz alacakları ilişki biçimleri yaratmalı ve onlara gerçek ve verimli vakitler ayırmalıyız. Kısacası onlara olan ihtiyacımızı ve onlarsız olamayacağımızı onlarında bizsiz olamayacağının gerçekliğini onlara göstermeli ve sanallıktan uzaklaşmalarını sağlamalıyız.
Yazıyı buraya kadar okuyanlar eeee çözümün nedir? Diyebilir. Herkes çözümünü kendi üretebilir. Çünkü herkesin tarihi farklıdır. Farklı diyalog biçimleri vardır. Bu diyalog biçimleri bireysel farklılıklara göre değişebilir. Diyaloglar tekilleştirilemez. Bazıları diyalog kurduğunu sanır ama bu monologdan öteye gidemez. Bu oldukça tehlikelidir. Çocuğunuzla diyalog kurmak bu sorunu çözebilir. Herkes diyalogunu kendi yaratır.

DEVRİM




2006 ÖSS SINAV SONUÇLARINA GÖRE TABAN VE TAVAN PUANLAR


Şimdi ben diyeceğim ÖSS bitti, çıkın gezin dolaşın doğaya dönün ama ben kime diyorum ki. Siz bütün bir yıl hazırlandınız. Doğal olarak heycanlısınız. Alabileceğiniz ÖSS puanı göre hangi üniversitenin hangi fakültesinin hangi bölümüne gidebileceğiniz kafanıza takılmıştır size yardımcı olayım dedim ve 2006 ÖSS SONUÇLARINA GÖRE TABAN VE TAVAN PUANLARI VE KONTENJANLARI görmek istersiniz diye size yardımcı olayım dedim. Umarım harcadığınız emeklerin karşılığını alırsınız.

ÖSS BİTTİ, ŞİMDİ SIRA TERCİHLERDE

Geçmiş olsun hepinize sevgili gençler. Okuldu, derslerdi, dershanelerdi, deneme sınavlarıydı, testlerdi derken ÖSS sona erdi. Büyük bir heyecan ve sıkıntı kaynağını geride bırakmış bulunuyorsunuz. Ama durun, daha her şey bitmedi değil mi? Kaç puan alacağınız, o puanla herhangi bir bölüme yerleşip yerleşemeyeceğiniz; yerleşeceğiniz bölümün geleceğinizi garanti altına almaya yetip yetmeyeceği gibi sorunlarınız var hali hazırda.

Sınav sonuçları yaklaşık bir ay kadar sonra belli olacak. O zamana kadar aklınızın bir köşesinde hep sonucun ne olacağı düşüncesi olsa da , bir parça daha rahat olacaksınız. Sizlere tavsiyem , bu süreyi olabildiğince dinlenerek ve yaşadığınız son on ayın stresini atmaya çalışarak geçirmenizdir. Çünkü, sınav sonuçlarının açıklanmasıyla birlikte yeni bir sınav ve stres kaynağı sizleri bekliyor olacak. Tercihler ! Tercih yapma işlemi, en az sınava hazırlanmak kadar önemli bir süreç sevgili gençler. Meslek, üniversite, bölüm ve hatta sehir seçtiğiniz ve son derece dikkatli yapılması gereken bir işlemdir.







Tercih yapma zamanı gelene kadar, olabildiğince iyi vakit geçirin, dinlenin ama bu arada seçeceğiniz ya da seçebileceğiniz meslekler hakkında küçük araştırmalar da yapmalı, tahminen alacağınız puanla nereleri tercih edebileceğinizi de gözden geçirmelisiniz. Unutmayınız bu önemli işlem, mutlaka bir uzmanla birlikte yapılmalı ve söz konusu yardımcınızın tercih yapma konusunda tecrübeli olduğundan emin olmalısınız.


Tercih dönemi geldiğinde bu konudan ayrıntılarıyla söz edeceğiz.

Şimdi size düşen iyi bir tatil yapmak ve yorgunluğunuzu olabildiğince atmaktır.

Hepinize tekrar geçmiş olsun


FİGEN

13 Haziran 2007 Çarşamba

ÖSS DE PİKNİK YAPMAYIN !

Ben çocukken piknik yapmaya gideceğimiz pazar günleri için cumartesi gecesinden hazırlık yapılırdı. Annem yiyecekleri , babam içecekleri , ben top ve uçurtmayı hazırlardım .

Eh sizde 17. Haziran . 2007 Pazar bir nevi piknik yapacaksınız . Akşamdan anneniz sınav esnasındaki yiyecek içeceklerinizi hazırlar, babanız sizin siz olduğunuzu kanıtlayan belgelerinizi ve sabah herhangi bir aksilik olmasın diye annenizden laf işitmemek için yol haritaları çıkarır ve sizde kalem , silgi ,uç ıvır zıvır olayına girersiniz. Şimdi şamata bir yana önemli bir nokta var arkadaşlar üzerine iki kelam etmeden geçemeyeceğim .

Üst paragrafta yazılan “ anneniz sınav esnasında yiyecek içeceklerinizi hazırlar “ kısmına gelmek istiyorum . İlk uyarım bununla ilgili dikkatli okuyun bakalım ;

ÖSS günü Kahvaltıda alacağınız besinler sınav anında etki eder. Algılarınızı üst düzeye çıkarır. Sınav esnasında yedikleriniz ise ,sınav sonrasında etkili olur. Dolayısıyla siz anladınız beni ÖSS esnasında piknik yapmaya gerek yok. Su götürmek yeterlidir. Dışarıdaki ana babalar her türlü çerez ve gazete götürebilirler :))) ben'den söylemesi!

Şimdi aklınıza şu takıldı kalem ve silgiyi neden büyük harfle yazdı bu adam diyosunuz di mi.
Bak arkadaş bunlar senin silahların dolayısıyla silahların tutukluk yapmamalı ,eğer yaparsa da yanında yedekleri olmalı şimdi ne diyo bu adam diyorsunuz ohooo benim işim var sizle kardeşim.
2 tane (0.5-0.7 nasıl uç kullanıyosanız ) basmalı kalem bulundurun.
2 tane kurşun kalem ve mümkünse daha fazla buraya kadar eee bunun için niye uyarıyo bu adam bizi, diyenleri duyar gibi oluyorum. Sen bu kalemleri şöyle seçeceksin biri 6 gen, biri silindir bir diğeri 3-gen şeklinde olsun ki, katı cisim sorusu çıkarsa feyz alasın ( umarım feyz in anlamını biliyorsunuzdur. Bilmiyorsanız e bi de interneti chat dışı kullanın kelimenin anlamını araştırın bakalım. )

Silgi için küp şeklinde bulabilirseniz kaçırmayın hatta değişik şekillerde silgilerde götürebilirsiniz. Eğik prizma, dikdörtgenler prizması, silindir gibi…
Kalemtraş götürmeyi ihmal etmeyin…

Unutmayın bu sınav olayı heycanlı bir olay olduğundan ilk 5-10 dakika heyecan normal sonra ortama adapte olursunuz.

Sınav esnasında inat başa beladır. İnatlarınızı sınav sonrasına saklayın yaşamda ihtiyacınız olacak. ( Ama size abi tavsiyesi inatlarınızı doğru seçin ki mutlu olasınız saçma inatlarla uğraşmayın. ) Şunu demeye çalışıyorum yapamadığınız soru ile inatlaşmayın soru kazanır siz vakit kaybedersiniz. İnat olayı başladığını hissettiğiniz anda terk edin soruyu sonra vaktiniz kalırsa dönersiniz.

“Kork -Kaç “ bu benim uydurduğum bir kavram bazı soruları öyle hazırlarlar ki öğrenci soruyu gördüğünde ilk kelimeleri okumaya başlayınca korkup sorudan kaçsın ama genelde bu sorular daha kolay olur. Eeee ne yapmalıyız o zaman her soru mutlaka okunmalı sonuna kadar; uzun soruların laf kalabalığı olduğunu ve daha kolay olabileceğini düşünmeliyiz. Yani "Kork-Kaç" a karşı “ Vur-Kaç “ taktiği geliştiriyoruz…

Zaman kavramı hareketle doğru orantılıdır. Ne kadar çok zihinsel faaliyet o kadar çabuk tükenen zaman demektir. Bu da sınavın bitmesine yaklaştınız demektir . Bu cümleden anladığınızla ilgili bir kompozisyon yazın bakalım. He he he …
Lafın kısası saatsiz ve plansız sakın ola ki sınava girmeyin, testlere göre sürelerinizi bölünüz ve bu sürelere sadık kalınız…

Veeee en önemli mevzuu sakın ola ki toplu işaretleme yapmayın, siz toplu eyleme gidebilir demokratik hak ve özgürlüklerinizi sonuna kadar savunabilirsiniz. Çağırın ben de gelip destekleyim.
Her neyse konuyu çok dağıttık toplayalım. Ne diyorduk toplu işaretleme yok yaptığınız soruların cevaplarını anında cevap kağıdına işaretleyin. Bu işlemi her soru için yapın mutlaka.
Kaydırma belası bu hatadan kaynaklanır aman dikkat.

Ee tabi en önemlisi kitapçık türü, isim vs leri kodlamayı unutmayın…

Hadi geçmiş olsun ve umarım herkes umutlarının peşinden gidebilir diyeceğim ama hiçte gerçekçi olmayacak. Sınava girecek birmilyonyediyüz küsür kişi yerleşecek adam sayısı bunun altıda biri kadar bir matematikçi olarak iyi olan kazansın diyor sıyrılıyorum…



ŞİMDİ SINAVA GİRECEKLER İÇLERİNDEN EYVAH! HER ŞEYİ UNUTTUM DİYORDUR.

Sevgili karıncalar, şimdi şu soruya cevap verin bakalım.
Postanelerin tabelaları ne renktir? (AlacaKarınca öğrencisi olmayanlar ne alaka diyecek. Ama bizim öğrenciler anladınız siz bizi anladınız.)


Bakın tabelanın rengini hatırlamışsınızdır.Sarı.Eee şimdi siz postane önünde durup bu tabela rengini ezberlediniz mi?Tabi ki hayır.Önünden geçerken bu bilgiyi hafızaya attınız.Peki siz karşınıza soru çıkmadan neyi bilip neyi bilmediğinizi nerden biliyorsunuz? Bence sakin olun ve kendi kendiniz çelme takmayın. Eğer siz bu yıl boş boş oturmadıysanız ve doğru çalışma teknikleri kullandıysanız, kısacası doğru yönde emek harcadıysanız emin olun emeğinizin karşılığını alacaksınız. Unutmayın EMEKSİZ KAZANÇ sadece televizyon dizilerinde olur. Bizde televizyon dizilerinde yaşamadığımıza göre…

Karıncalar sınav soruları sizin için postane tabelasının rengi sorusundan farksızdır göreyim sizi hadi bakalım sökün tabelaları…

Herkese kolaylıklar diliyorum.

DEVRİM



11 Haziran 2007 Pazartesi

JAPONLAR, BALIKLAR VE YAŞAMA FELSEFESİ

Japonlar taze balığı hep çok sevmişlerdir.Fakat Japonya sahillerinde bol balık bulmak mümkün olmamaktadır.Balıkçılar, Japon nüfusu doyurabilmek için daha büyük tekneler yaptırıp daha uzak denizlere açılmaya başlamışlardır.Balık için uzaklara gidildikçe, geri dönmesi de daha çok vakit alır olmuştur. Dönüş bir-iki günden daha uzarsa, tutulan balıkların da tazeliği kaybolmaktadır. Japonlar tazeliği kaybolmuş balığın lezzetini sevmemişlerdir.

Bu problemi çözebilmek için balıkçılar teknelerine soğuk hava depoları kurdurmuşlardır.Böylece istedikleri kadar uzağa gidip, tuttuklarını da soğuk hava deposunda dondurulmuş olarak saklayabileceklerdi.

Ancak Japon halkı taze ile donmuş balık arasındaki lezzet farkını hissedebiliyordu. Ve donmuş balığa daha fazla para ödemek istemiyorlardı. Balıkçılar bu kez teknelerine balık akvaryumları yaptırdılar. Balıklar içeride biraz fazla sıkışacaklardı, hatta birbirlerine çarpa çarpa biraz da aptallaşacaklardı, ama yine de canlı kalabileceklerdi.

Japon halkı canlı olmasına karşın bu balıkların da lezzetlerinde farklılık buluyorlardı.Hareketsiz, uyuşmuş vaziyette günlerce yol gelen balığın; canlı, diri hareketli balığa göre lezzeti yine etkilenmişti.Balıkçılar nasıl olacak da, Japonya’ya taze, lezzetli balığı getirebileceklerdi.

Siz olsanız ne yapardınız?
HEDEFLERİNİZE ULAŞIR ULAŞMAZ HEYECANINIZ KAYBOLMAYA BAŞLAMAZ MI? AŞIRI ÇALIŞMANIZ GEREKMİYORSA RAHATLAMAZ MISINIZ? ENERJİNİZİ,MOTİVASYONUNUZU YİTİRMEZ MİSİNİZ?

Japonların taze balık probleminde olduğu gibi çözüm aslında basittir.

1950’lerde L. Ron Hubbart’ın gözlemlediği üzere: İnsanoğlu ancak hırs iddiası içinde bulunursa anormal çaba sarf eder.

Ne kadar akıllı, uzman, inatçı iseniz iyi bir problemle uğraşmaktan o kadar zevk alırsınız. Problem sizi ne kadar zorluyorsa ve siz onu adım adım çözebiliyorsanız bundan da o derece mutluluk duyarsınız ve enerji dolu, canlı, ayakta kalırsınız.

Japonlar da , balıkları yine teknelerindeki akvaryumlarda tuttular, ancak içine bir de küçük köpekbalığı attılar. Bir miktar balık, kpekbalığı tarafından yutulmuştu ama geride kalanlar son derece hareketli ve taze kalabilmişlerdi.

Buradan da görüleceği üzere problemlerden uzaklaşmaktansa içine atlamak, boğuşmak ve onları yenmek gerekir.

Probleminiz çok ve çeşitli olabilir.
Ümitsiz olmayın.
Onları tanıyın, organize edin, kararlı olun, daha çok bilgi ve yardım desteği ile onlarla savaşın.

Beyninize bir köpekbalığı atın ve nelere ulaşabileceğinizi o zaman görün...

FİGEN

9 Haziran 2007 Cumartesi

OKS kalkıyor ! Yerine Seviye Belirleme Sınavı ( SBS ) Diye bir sınav geliyor.

ORTAÖĞRETİM KURUMLARINA GİRİŞTE YENİ DÜZENLEMELER

BAZI KISALTMA VE TANIMLAMALAR

SBS ( Seviye Belirleme Sınavı ) : 6, 7 ve 8. sınıfların sonunda Merkezi Yerleştirme sistemi ile yapılacak sınavlar.

YBP (Yıl Sonu Başarı Puanı ) : İlköğretimin 6,7 ve 6. sınıflarında gösterilen ders başarısına dayalı puan

YDP ( Yöneltme ve Davranış Puanı) : Öğrencinin 6,7 ve 8.sınıflarda sergilediği davranışlar ve ilköğretim yöneltme ve yönlendirme yönerges, verileri doğrultusunda sınıf öğretmenler kurulunca verilecek puan

OYP ( Orta Öğretime Yerleştirme Puanı ) : 6,7 ve 8.sınıfların sonunda her sınıf düzeyinde SBS,YBP VE YDP sonuçlarının toplamı.

G-OYP ( Genel Ortaöğretime Yerleştirme Puanı ) :


6,7 ve 8. sınıflardaki OYP’lerin toplamından oluşan puan

Sonuç olarak öğrencinin


6. sınıf , 7. sınıf ve 8. sınıf sonunda girmesi gereken

SBS nin %70 ,

YBP nin %25 ,

YDP nin %5

katkısıyla oluşacak ve puan G-OYP puanını oluşturacak ve bu puan liselere geçişte kullanılacakır.

7 Haziran 2007 Perşembe

ÖSS Gazileri.....







Mert ÖSS sınavına hazırlanırken değişik öğrenme teknikleri kullandı .
Bunlardan biri uyurken hafızaya bilgi depolama tekniği yeni bir teknik bu Ar-Ge çalışmaları Alaca Karınca Dershane de Mert tarafından geliştiriliyor.
Önce çalışılacak dersin kitabı defteri sorusu boku pusuru açılır , sonra kulağa bir kulaklık takılıp sakin bir müzik açılır ,kafayı açtığınız dökümanın üzerine koyarak ilk uyku moduna geçilir bu aşamada bilgi yavaş yavaş beyne doğru transfer olmaya başlar ve bu yavşça hızlanır.
Mert bu eylemin özellikle Matematik zümre odasının yanındaki sınıfta yapılmasını öneriyor. Hem sesiz sakin hemde kamufle olmak kolay hem de devrim hoca en son bu sınıfı kontrol ediyor.Tekniği uygulamadaki püf noktaFigen ve Devrim hoca sizi bu durumda yakalarsa soru çözerken uyuya kalmış bir yavrucak izlenimi vermektir. Gerisi kolay şevkatli ve iyi kalpli Devrim hoca yavrucağı görünce önce fotoğrafını çekiyor sonra şevkatle üstünü örtüp kapıyı sessizce çekip sizi uykunuzla baş başa bırakıyor....
Bu konu üzerine bir yıllık birikimini daha sonra Mert yazılı açıklamayla kamuoyuna duyuracaktır.


5 Haziran 2007 Salı

Aklınıza Mukayyet Olun!

Ben liseye giderken üniversitede ne okuyacağıma dair hiçbir fikrim yoktu.
Bir iki ailesinin etkisi altında kalmış sıradışı arkadaşım dışında diğer arkadaşlarım da ne olacağını planlamamıştı.
Bizim sınıfta herkes bir üniversiteye girdi. (o zamanlar açık öğretim filan da yoktu, yanlış anlaşılmasın) Hem de kimimiz tıbbı kazandı, kimimiz İTÜ, kimimiz ODTÜ...Filoloji, arkeoloji filan kazananlar da vardı tabi...
Ben üniversitede okurken de okul bitince ne olacağına dair bir fikrim yoktu. Birçok arkadaşın da...
............

Pek bir rahattık. En azından şimdiki gençlik kadar gergin değildik.
Üniversite giriş sınavı daha mı kolaydı acaba diye düşünüyorum da... Yoo, niye bize kıyak geçsinler.
"Ama, o zamanlar bu kadar çok insan sınava katılmıyordu" Evet, bu doğru ama, çok daha az sayıda okul olduğu, kontenjanların çok daha sınırlı olduğu da doğru.
Bir üniversite bitirenin bir zamanlar daha kolay iş bulduğu da doğru, ama üç kuruşa çalışmak zorunda olduğu da...

Başka bir şeyler olmalıydı bizi gerçekten rahat kılan.
Zamane gençliğinin o "cool" duruşlarının altında gizli açık tedirginliği hep gözlüyorum. Üstelik "bizim zamanımızda" tedirgin olmak için başka birçok unsur vardı: Mesela hayatımız tehlike altındaydı. Okula gittiğimiz bir gün atılan bir bomba bizi sonsuza kadar da "rahatlatabilirdi".
Ne cep telefonu yahu, Ankara'dan İstanbul'daki ailenle konusmak icin bir geceni heba etmek zorundaydın.

70 - 80 yaşında olduğumu sanmayın. Sonuçta 20 yıl kadar öncesinden bahsediyoruz.

Tüm olanaksızlıklara ve olumsuzluklara rağmen (bugünle karşılaştırıldığında), hayatın akışına müdahale edebiliyor, tercihlerimizi ifade edip, mücadele etmesini biliyorduk.
Aaa, buluyorum galiba farkı: Bizim tercihlerimiz vardı, gerçek tercihlerimiz. Evet, arkeolog mu, filolog mu, avukat mı, doktor mu ne halt olacağımızı tam bilemiyorduk, ama hayatla ilgili tercihlerimiz vardı. Gerçek tercihlerimiz vardı, çünkü donanımlıydık. Lisede siyasi akımları, edebi akımları, varoluşçuluğu filan tartışırdık. Yabancı dilde kitaplar okurduk...Spor yapar, satranç oynardık. Kızlarla aramız pek iyidi. Okuldan kaçar, orada burada içerdik kızlarla. Ben o zamanlar da pek dayanıklı sayılmazdım içkiye; annem kız arkadaşlarımla, beni eve teslim ederlerken tanıştı hep.

Evet, bizim aklımızı birileri çalmamıştı.
Biz oluşturuyorduk onu.
Rahatlığımız bize ait, bizim yaptığımız birşeylerin oluşundandı.
Biliyorduk ki ne olsak ve ne yapsak biz yapacaktık.
Dayatılana itiraz edecek, bizim olanı sunacak, yoksa yenisini yaratacaktık.

Sizin arkadaşlar, "aklınız başınızda" mı?

Bizim aklımızı birileri çalmamıştı.

Siz de aklınıza mukayyet olun....

Adalı

Anlamsız Dershane Sloganları



Önce "HADE LEN" imizi çekelim. Ve karşı sloganı üretelim :

"ÇIKTIĞIN VİTESLE İN!"





Önce "HADE LEN" mizi çekelim.Ve karşı sloganı üretelim:

"BAŞARIYA ULAŞMIŞ TEK TAVUK ÇİFT SARILI YUMURTALAYABİLEN TAVUKTUR"

DEVAM EDECEK BEKLEYİN....

Sizlerin de slogan ve ürettiğiniz karşı sloganları bekliyoruz.

3 Haziran 2007 Pazar

Orta Öğretim Başarı Puanı ( OBP )

ÖSS’ ye başvuracak her aday için, adayın mezun olacağı / olduğu okulun mezuniyet yılı ve diploma notu kullanılarak bir Orta Öğretim Başarı Puanı (OBP) hesaplanacaktır.OBP okuldaki diploma notunun ,adayın okulunun diploma notları içindeki yerine göre değişerek, değeri en az 50, en çok 100 olacak şekilde hesaplanacaktır.

Kısacası OBP ‘yi etkileyecek en önemli etmen, sınava girecek öğrencinin lise yaşamı içindeki not ortalamasıdır. Not ortalaması ne kadar yüksek olursa sınav sonucunda alacağı ham puana eklenecek OBP o kadar yüksek olacaktır.

2006- ÖSYS ‘de OBP hesaplama yöntemi değiştirildiğinden, bu yıldan önce okullarından mezun olmuş adayların OBP’leri yeniden hesaplanacaktır. Yeni hesaplama yöntemine göre , bir okulda en yüksek diploma notuna sahip aday sayısı arttığı ölçüde bu adayların OBP ‘leri 100 puanın altına inecektir.

AĞIRLIKLI ORTA ÖĞRETİM BAŞARI PUANI ( AOBP )

Orta Öğretim Başarı Puanı (OBP) hesaplandıktan sonra, bu puanlar ağırlandırılarak her aday için üç tane Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanı (AOBP-SÖZ ,AOBP-SAY,AOBP –EA ) hesaplanacaktır.

OBP’lerin ağırlıklandırılmasında okulun son sınıf öğrencilerinin ilgili yılda elde ettiği ÖSS-SÖZ,ÖSS-SAY,ÖSS-EA puanlarının ortalamaları kullanılacaktır. 2007 yılında mezun olacak adayların OBP’lerinin ağırlıklandırılmasında kullanılacak ortalamalar ÖSS-SÖZ 1, ÖSS-SAY 1, ÖSS-EA 1 puanlarının ortalamaları olacaktır.

Ağırlıklandırmanın etkisi ile, varsa değeri 100 olan OBP değişmeyecek; ancak değeri 100’ün altında olan OBP’lerin değerleri okulun ÖSS başarısı oranında artacaktır.

Sonuç olarak, OBP hesaplanırken en büyük etmen öğrencinin tüm lise hayatındaki not ortalaması iken, AOBP hesaplanırken buna mezun olduğu / olacağı okulun sınav sonucuna göre başarısı da eklenmektedir.

Devrim

31 Mayıs 2007 Perşembe

Kızlarla İlgili Bir Matematik Sorusu

Benim matematikten anladığım budur. Ve dahi ne kadar faideli olduğunu böyle örnekler gördükçe anlıyorum. Aşağıdaki kağıt bir sınav kağıdıdır. Devrim Hoca'nıza bu tip sorular sorması için baskı yapın arkadaşlar.

Adalı

Matematik Öğretimi

Evet, itiraf ediyorum: Matematik derslerinde bazı konuları anlatmaktan ben de zevk almıyorum. Matematik değil, mekanik yaptığımı düşünüyorum. Bu konular özellikle yaşam içindeki karşılıklarını anlattığımda anlaşılmayacağını bildiğim konular. Bunun nedenini ise size bir yaşanmışlıkla anlatabilirim: İki yıl önce, lise 2 gruplarımdan birine İkinci Dereceden Fonksiyonların Grafiklerini anlatıyordum; şöyle bir örnek verdim:
“Arkadaşlar fonksiyonun çizdiği grafik özel bir eğridir ve tüm ikinc
i dereceden fonksiyonlar aynı biçimdedir. Bu grafiğe özel olarak PARABOL ismini veririz. Bu biçimi yaşamda görürüz aslında, ama biz bu konuyu öğrenene kadar farketmeyiz . Bu yüzdendir ki, matematiğin konularına saçma demek için acele etmeyin. Nerde görürüz PARABOL şeklini?” diye sordum, bir süre bekledim, cevaplayan olmayınca biraz ipucu verdim. " İstanbul’un simgelerinden birinde vardır ", deyince birkaç cevap geldi. Her zamanki gibi atanlar tutanlar ve gerçekten düşünüp yaklaşmaya çalışanlar oldu. " İstanbul Boğaz Köprüsünün çelik halatlarının duruşunu düşünün bakalım! ” dedim. Haaa! sesleri yükseldi sınıftan. Bunun nedenini açıklayabilmek için, mekanik rezonans denen bir etkiden bahsettim ve ” Mühendisler yaptıkları hesaplamalarda eğer halatlar parabol şekilde olursa hem denge hem bu rezonans sorununu çözebileceklerini düşündüler. Doğal olarak sonra yapılan hesap ve modellemeler sonunda bu halatların şeklinin PARABOL denklemi ile çözümlendiğini gördüler ve uyguladılar.” diyerek sözlerime son verdim. Aslında olay bundan sonra başlıyor. Bir öğrencim bunu okuldaki öğretmenine anlatmış ve öğretmeni şöyle karşılık vermiş “Olur mu öyle şey uçmuşsunuz siz!” Öğrencim bunu gelip anlattı bana, doğaldır ki hayal kırıklığı yaşamış, önemsememesini söyledim. Matematik dersinde anlattığınız konuların yaşamdaki karşılıkları anlatıldığında ders öğrenciler tarafından daha bir ilgi ile dinleniyor ve anlaşılıyor. Matematik soyut bir yapıya sahip zaten, kafasında onca işlemlerin bir sonuca bağlanıp kullanıldığını görmek öğrencinin matematiğe ilgisini artırıyor.
Matematik yığınsal bir derstir. Çalışmalar ve planlar buna göre yapılmalıdır. Özellikle ÖSS –OKS’na hazırlanılıyorsa bu dikkate alınarak hazırlanmalıdır ders programları. Ders programları 1. ve 2. kısım konuları arasında geçişlere müsait olmalıdır. Öğretmen sadece tahtada bir aktaran konumunda olmamalıdır. Alaca Karınca’da ders anlatırken uyguladığımız bir yöntem vardır: Öğrenciyi soru çözümünün içine katarak (ÇİK) soruyu çözmek. Bu yöntemi uygulayabilmek için önceden hazırlanmış ders notlarını kullanırız. Okuma–dinleme eylemlerini birlikte gerçekleştiririz. Bu öğrenmeyi pekiştiren bir eylemdir. Önce kurallar okunur birlikte ve tartışılır, ek açıklamalar verilir. Sonra konu ile ilgili örneği önce öğrencinin çözmesi için zaman tanınır, sonra örnek tahtada çözülür. Önce öğrenci kendi başına mücadele eder soruyla ki çözüme dahil olsun. Eğer bu süreci yaşamadan siz tahtaya yazıp çözümü yazarsanız öğrenci film seyreder gibi izler ve bittiğinde salondan çıkıp gider. Oysa bu anlatılanlar 10 aylık uzun ve yorucu bir süreç sonunda sınavda hatırlanıp uygulanmalıdır. Düşünsenize filmleri seyrettikten sonra kaç sahnesi aklınızda kalıyor. Ama filmde bir rolünüz olursa, bu film aklınızdan hiç çıkar mı? Alaca Karınca da derslerde sürekli öğrencilerin rol alması özgün uygulamalarla sağlanır. Başka türlü öğrencilerin alacağı puanların artması çok zordur. Öğrenci dersi dinler ve kendisine ders sonunda, hemen tekrar yapması için her konu ile ilgili belli bir süre verilir. Bu süre sonunda derste işlenen konu paralelinde tekrar ödevi verilir. Bu öğrencinin eve gittiğinde tekrarı yapmadığı tecrübe ile sabitlendiği için ve aktarılan bilginin %80 i unutulmasını engellemek için yapılan bir uygulamadır. Küçükmüş gibi görülen ama öğrenmede önemli etkisi olan bir diğer uygulama da, öğrencinin yapamadığı soruları çözmektir. Fakat bu yapamamak ile yapmamak tanımı ortaya konulduktan sonra uygulamaya geçirilen bir yöntemdir. Öğrencinin kalem oynatmadığı sorunun çözümü yapılmaz. Eğer öğrencinin soruya kalem oynatamaması, o konuyu anlamamasından kaynaklanıyor ise, önce konu özetlenir ve yine önce kendisinin çözmesi beklenir sonra müdahale edilir. Eğer öğrenci kalem oynatmış ve sonucu bulamamış ya da yanlış sonuç bulmuş ise, çözümü öğretmenden isteme hakkına sahip olduğunu bilir. Biz de çözümümüzü yapar ve sonra çözümü anlayıp anlamadığını sorarız; eğer anlamışsa sileriz çözümü bir de kendisinin yapmasını isteriz. Bu yöntemle vakit kaybettiğimizi, daha çok soru çözmemiz gerektiği eleştirisinde bulunan öğrenci, çözümü yaptıktan sonra ne yapmak istediğimizi anlar. Bu süreçte öncelikle konuyu kavrama önemlidir. Öğrenci eğer bir konuyu zihninde oturtmadan sürekli soru çözer ise çözemediklerini siz çözdüğünüzde öğrenci izler ve filmden aklında hiçbir şey kalmadan salondan çıkıp gider. Öğrenciyi oyunculuğa teşvik etmeden böyle bir sınavda sonuca ulaşmak mümkün değildir. Eğer bu yapılmazsa sonuçta başarısız olan öğrenci çalışıp yapamadığını ve kapasitesinin bu kadar olduğunu kabullenip kaybeden bir genç olarak yaşama atılır. Kapasite her zaman uygun yöntem ve uygulamalarla artırılacak bir durumdur ve öğrencilerin başarısızlıkta en çok sığındığı savunma mekanizmalarından biridir. Savunma mekanizmalarından ne kadar uzaklaşırsak sınavda başarıya o kadar yaklaşırız. Kolaylıklar diliyorum….

Devrim

Sınavsız Toplum, Sınıfsız Toplum

İnsanların herhangi bir edinim için eleme, seçme, sınama sistemine tabi tutulmadıkları tek toplum biçimi,herhalde tarih öncesi çağların ilkel-komünal toplum diye adlandırılan toplum biçimleridir.Yaşa ve cinsiyete dayalı doğal iş bölümü ,ortak mülkiyet,edinimlerin tümünün ortak paylaşımı herhangi bir eleme,sınama sistemini gerektirmediği için ,bu toplumsal yapının bireylerinin “sınav” kavramını bilmediklerini ya da düşünmediklerini varsayabiliriz.
Bu tarihsel bilginin de açıkça ortaya koyduğu gibi “sınav” kavramı sınıflı toplumsal yapının bir uzantısı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bireylerin ekonomik gü
çlerinin yanı sıra bireysel güçlerinin de, toplumsal konumlarını belirlediği toplumsal bir yapıda,sınama,elemeden geçirme bir zorunluluk olarak belirmektedir. Günümüz modern toplumlarında, bireylerin yaşam düzeylerini koruyabilmeleri ya da daha iyi olanaklara sahip olabilmeleri,bu eleme,sınama sisteminin bir parçası olmalarını gerektirmektedir.Bunun anlamı,her bireyin yaşam boyu çeşitli biçimlerde sınanacağı ve hep bir “aday” olarak yaşamını sürdürecek oluşudur.

Bizim topl
umumuzda da durum değişmez hatta sınavsız herhangi bir adım atmanın olanak olmadığı düşünülebilir.
ÖSS, OKS, KPSS… Bu liste uzayıp gider. Çocuk
larını daha üç yaşına gelmeden bu tür sınavlara hazırlama telaşına düşmüş ebeveynlerden tutun, sınav sistemlerinin varlığından kaynaklanan ekonomik kazanımlara sahip olan insanların sürekli olarak “ neden sınav var?” diye sordukları ama yalnızca sordukları, sorularına ciddi anlamda bir yanıt verme gereksinimi duymadan sordukları gözlenir. Aslında “sınav” vardır ve bu hayatın gerçeğidir. İnsanlar belli kazanımlara ulaşmak için “sınav” kavramını içselleştirip, gerekeni yapmalıdır.

Son zamanlarda bazı kesimlerden insanların “neden sınav var?” sorusunu atlayarak, “neden dershaneler var? “ diye sormaya başladıklarını, sınav süresinin hayatla eşit olarak görülemeyeceğini ima eden reklam kampanyalarıyla anlıyoruz. Eleştirinin gerçek objesinin çok da net olarak anlaşılmadığı bu kampanya ile dershanelere akıtılan milyonlarca liranın ekonomiye getirdiği yükten,hayatın sınavdan ibaret olmadığı
ndan dem vuruyor,bu gidişatı durdurun feryadı ile seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Söz konusu feryadın sahibinin, ülkenin önde gelen bir eğitim-öğretim kurumu olduğu, öğrencilerini iyi bir eğitim ve gelecek vaadiyle okuluna fahiş fiyatlarla kaydettiği, içlerinden seçtiği birkaç yüz öğrenciyi ÖSS’ye hazırladığı, ilköğretim kısmından başarılı öğrencileri kaçırmamak adına OKS ‘yi ve ülkenin en iyi eğitim kurumlarından olan Fen ve Anadolu liselerini kötüleyen konferanslar düzenleyerek öğrencilerini ve öğrenci velilerini etkilemeye çalıştığını bir yana bırakırsak, hala söz konusu feryadın neye edildiği anlaşılmamaktadır.” Neden sınav var ?” diye sormak, yerine göre anlamlı bir sorudur. Ancak, özel ya da kamusal tüm eğitim kurumlarının işlevini kaybetmeye başladığı, hatta büyük oranda kaybettiği bir toplumda, söz konusu kurumların yerini almış kurumsal yapılar neden var, diye sormak soranın kimliğinde acı bir ironiye dönüşüyor.

ÖSS sisteminin tartışılması gerekir ama tartışmanın zeminini kaydırmak, dikkati kendi çıkarlarınızdan uzaklaştırmak ve çıkarlarınızın önünde engel olarak algıladığınız unsurlara kaydırmak, sorunun asıl boyutunu, belki de bile isteye, gözden kaçırmak demek değil midir? Gözden kaçırılmaması gereken temel nokta, bazı ailelerin çocuklarını yüksek fiyatlı özel okullara gönderebilmesi için, çoğunluğun kötü koşullarda yaşaması, çocuklarının eğitimine olabilecek en azı harcaması ve yüksek öğrenim kapısında çocuklarının şanslı olmasını dilemeleri gerekmektedir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi, bizim ülkemizde de üst tabaka varlığını alt tabakanın varlığına borçludur ve demokrasinin bir gereği olarak kabul edilen ama aslında sadece sanal bir kavram olan fırsat eşitliğini alt sınıflara tanıyarak varlığını haklı gerekçelere dayandırmaktadır. Fırsat eşitliği yarışa eşit koşullarda başlamayı zorunlu kılar ve bir tür sınavı gerektirir.

Bu yüzden ÖSS ve OKS var ve var olan resmi ve özel eğitim kurumları öğrencileri söz konusu sınavlara hazırlamakta yetersiz kaldığı için dershaneler var. Sınavlar var çünkü sınıflı toplumsal yapı var. Sınıfları ortadan kaldırın, ne sınav kalır ne de dershaneler….

Figen