Günce

Günce
SAVAŞA KARŞI OL!
sınıf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sınıf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2007 Perşembe

DERSHANE SEÇERKEN SORULMASI GEREKEN SORULAR

Dershanelere toplumun büyük bir kesimi tepkilidir.Oysa yaşamda hiçbir şey yoktan var olmamıştır. Dershanelerin var olma nedeni de, toplumun seçimleri sonucu oluşturulan hükümetlerin eğitim politikalarıdır ..Bu ülkede ne zaman ki, milli olamayan evrensel bir eğitim sistemiyle karşılaşırsak o zaman dershane sektörü geri çekilecektir.Veliler de, her yıl hangi dershane iyi acaba, hangi dershaneye göndersek çocuğu, diye tasalanmak ve bütçesinden pay ayırmak zorunda kalmayacaktır.

Dershane seçimi yapılırken nelere dikkat edilmeli?

Dershane seçimini çocuğumuza bırakıp sorumluluktan sıyrılmalı mı yoksa, sorumluluğa dahil olmalı? Önce gerçeğinizle yüzleşin çocuğunuzun geçmiş yıllardan gelen altyapısını ortaya koyun. Bu tespit sizi seçeceğiniz dershane türü konusunda yönlendirecektir. İki tür dershane vardır. Biri kitle dershanesi; grup yapıları kalabalık , toplamda öğrenci sayısı fazla olan dershanelerdir bunlar. Bir diğeri ise ,büro tarzı çalışan, az öğrenci ve grup yapıları küçük dershanelerdir.

Dershanelerle görüşmeye giderken şu soruların cevabını arayabilirsiniz.

Dershanenin öğretim kadrosu , eski ÖYS sistemi döneminde çalışmış öğretmenlerden mi oluşmaktadır?
Sınavda bulunan 1. ve 2. kısım konuları , dönem başından itibaren her derste birlikte mi anlatılıyor?
Verilen ödevler kontrol edilip yapılamayan sorular çözülüyor mu?
Öğrenci denetim mekanizması nasıl işliyor? Böyle bir mekanizma var mı?
Dershanede cep telefonu kullanmak serbest mi?
Dershanenin rehberlik hizmeti var mı ? Kaç öğrenciye bir rehberlik uzmanı düşmektedir?
Etüt sistemi nasıl çalışıyor? Sürekli birileri çocuğunuza etüt vereceğini söyleyebilir.Araba kullanmayı öğrenirken şoför koltuğuna oturmadan araba kullanmayı öğrenemezsiniz.Yani çocuğunuza sürekli birileri etütlerde bir şeyler anlatarak öğrenmeyi sağlayamaz.Çocuğunuzun şoför koltuğuna oturması gerekir.
Öğrencilere ders çalışma yöntemi öğretiliyor mu?
Öğrencilere zaman yönetimi eğitimi veriliyor mu?
Öğrencilerin ders dışı zamanları için önerilerde bulunuluyor mu?
Öğrencilerin tercih dönemlerinde yardımcı olunuyor mu?
Öğrencilere bireysel destek verilmesi için kurulmuş bir ekip var mı?
Bu ekip dershane öğrenci sayısı ile oranlandığında oran size mantıklı geliyor mu?
Öğretmen kadrosunun öğrenci sayısı ile oranı mantıklı geliyor mu ?
İncelediğiniz dershanede öğrenim görmüş bir öğrenci ve velisi ile görüştünüz mü?
Vereceğiniz ücretle size vaat edilen hizmet orantılı mı?

Bu sorulara vereceğiniz yanıtlar “evet” ise, çocuğunuz için yerinde bir seçim yaptığınızı düşünebilirsiniz.

31 Mayıs 2007 Perşembe

Matematik Öğretimi

Evet, itiraf ediyorum: Matematik derslerinde bazı konuları anlatmaktan ben de zevk almıyorum. Matematik değil, mekanik yaptığımı düşünüyorum. Bu konular özellikle yaşam içindeki karşılıklarını anlattığımda anlaşılmayacağını bildiğim konular. Bunun nedenini ise size bir yaşanmışlıkla anlatabilirim: İki yıl önce, lise 2 gruplarımdan birine İkinci Dereceden Fonksiyonların Grafiklerini anlatıyordum; şöyle bir örnek verdim:
“Arkadaşlar fonksiyonun çizdiği grafik özel bir eğridir ve tüm ikinc
i dereceden fonksiyonlar aynı biçimdedir. Bu grafiğe özel olarak PARABOL ismini veririz. Bu biçimi yaşamda görürüz aslında, ama biz bu konuyu öğrenene kadar farketmeyiz . Bu yüzdendir ki, matematiğin konularına saçma demek için acele etmeyin. Nerde görürüz PARABOL şeklini?” diye sordum, bir süre bekledim, cevaplayan olmayınca biraz ipucu verdim. " İstanbul’un simgelerinden birinde vardır ", deyince birkaç cevap geldi. Her zamanki gibi atanlar tutanlar ve gerçekten düşünüp yaklaşmaya çalışanlar oldu. " İstanbul Boğaz Köprüsünün çelik halatlarının duruşunu düşünün bakalım! ” dedim. Haaa! sesleri yükseldi sınıftan. Bunun nedenini açıklayabilmek için, mekanik rezonans denen bir etkiden bahsettim ve ” Mühendisler yaptıkları hesaplamalarda eğer halatlar parabol şekilde olursa hem denge hem bu rezonans sorununu çözebileceklerini düşündüler. Doğal olarak sonra yapılan hesap ve modellemeler sonunda bu halatların şeklinin PARABOL denklemi ile çözümlendiğini gördüler ve uyguladılar.” diyerek sözlerime son verdim. Aslında olay bundan sonra başlıyor. Bir öğrencim bunu okuldaki öğretmenine anlatmış ve öğretmeni şöyle karşılık vermiş “Olur mu öyle şey uçmuşsunuz siz!” Öğrencim bunu gelip anlattı bana, doğaldır ki hayal kırıklığı yaşamış, önemsememesini söyledim. Matematik dersinde anlattığınız konuların yaşamdaki karşılıkları anlatıldığında ders öğrenciler tarafından daha bir ilgi ile dinleniyor ve anlaşılıyor. Matematik soyut bir yapıya sahip zaten, kafasında onca işlemlerin bir sonuca bağlanıp kullanıldığını görmek öğrencinin matematiğe ilgisini artırıyor.
Matematik yığınsal bir derstir. Çalışmalar ve planlar buna göre yapılmalıdır. Özellikle ÖSS –OKS’na hazırlanılıyorsa bu dikkate alınarak hazırlanmalıdır ders programları. Ders programları 1. ve 2. kısım konuları arasında geçişlere müsait olmalıdır. Öğretmen sadece tahtada bir aktaran konumunda olmamalıdır. Alaca Karınca’da ders anlatırken uyguladığımız bir yöntem vardır: Öğrenciyi soru çözümünün içine katarak (ÇİK) soruyu çözmek. Bu yöntemi uygulayabilmek için önceden hazırlanmış ders notlarını kullanırız. Okuma–dinleme eylemlerini birlikte gerçekleştiririz. Bu öğrenmeyi pekiştiren bir eylemdir. Önce kurallar okunur birlikte ve tartışılır, ek açıklamalar verilir. Sonra konu ile ilgili örneği önce öğrencinin çözmesi için zaman tanınır, sonra örnek tahtada çözülür. Önce öğrenci kendi başına mücadele eder soruyla ki çözüme dahil olsun. Eğer bu süreci yaşamadan siz tahtaya yazıp çözümü yazarsanız öğrenci film seyreder gibi izler ve bittiğinde salondan çıkıp gider. Oysa bu anlatılanlar 10 aylık uzun ve yorucu bir süreç sonunda sınavda hatırlanıp uygulanmalıdır. Düşünsenize filmleri seyrettikten sonra kaç sahnesi aklınızda kalıyor. Ama filmde bir rolünüz olursa, bu film aklınızdan hiç çıkar mı? Alaca Karınca da derslerde sürekli öğrencilerin rol alması özgün uygulamalarla sağlanır. Başka türlü öğrencilerin alacağı puanların artması çok zordur. Öğrenci dersi dinler ve kendisine ders sonunda, hemen tekrar yapması için her konu ile ilgili belli bir süre verilir. Bu süre sonunda derste işlenen konu paralelinde tekrar ödevi verilir. Bu öğrencinin eve gittiğinde tekrarı yapmadığı tecrübe ile sabitlendiği için ve aktarılan bilginin %80 i unutulmasını engellemek için yapılan bir uygulamadır. Küçükmüş gibi görülen ama öğrenmede önemli etkisi olan bir diğer uygulama da, öğrencinin yapamadığı soruları çözmektir. Fakat bu yapamamak ile yapmamak tanımı ortaya konulduktan sonra uygulamaya geçirilen bir yöntemdir. Öğrencinin kalem oynatmadığı sorunun çözümü yapılmaz. Eğer öğrencinin soruya kalem oynatamaması, o konuyu anlamamasından kaynaklanıyor ise, önce konu özetlenir ve yine önce kendisinin çözmesi beklenir sonra müdahale edilir. Eğer öğrenci kalem oynatmış ve sonucu bulamamış ya da yanlış sonuç bulmuş ise, çözümü öğretmenden isteme hakkına sahip olduğunu bilir. Biz de çözümümüzü yapar ve sonra çözümü anlayıp anlamadığını sorarız; eğer anlamışsa sileriz çözümü bir de kendisinin yapmasını isteriz. Bu yöntemle vakit kaybettiğimizi, daha çok soru çözmemiz gerektiği eleştirisinde bulunan öğrenci, çözümü yaptıktan sonra ne yapmak istediğimizi anlar. Bu süreçte öncelikle konuyu kavrama önemlidir. Öğrenci eğer bir konuyu zihninde oturtmadan sürekli soru çözer ise çözemediklerini siz çözdüğünüzde öğrenci izler ve filmden aklında hiçbir şey kalmadan salondan çıkıp gider. Öğrenciyi oyunculuğa teşvik etmeden böyle bir sınavda sonuca ulaşmak mümkün değildir. Eğer bu yapılmazsa sonuçta başarısız olan öğrenci çalışıp yapamadığını ve kapasitesinin bu kadar olduğunu kabullenip kaybeden bir genç olarak yaşama atılır. Kapasite her zaman uygun yöntem ve uygulamalarla artırılacak bir durumdur ve öğrencilerin başarısızlıkta en çok sığındığı savunma mekanizmalarından biridir. Savunma mekanizmalarından ne kadar uzaklaşırsak sınavda başarıya o kadar yaklaşırız. Kolaylıklar diliyorum….

Devrim

Sınavsız Toplum, Sınıfsız Toplum

İnsanların herhangi bir edinim için eleme, seçme, sınama sistemine tabi tutulmadıkları tek toplum biçimi,herhalde tarih öncesi çağların ilkel-komünal toplum diye adlandırılan toplum biçimleridir.Yaşa ve cinsiyete dayalı doğal iş bölümü ,ortak mülkiyet,edinimlerin tümünün ortak paylaşımı herhangi bir eleme,sınama sistemini gerektirmediği için ,bu toplumsal yapının bireylerinin “sınav” kavramını bilmediklerini ya da düşünmediklerini varsayabiliriz.
Bu tarihsel bilginin de açıkça ortaya koyduğu gibi “sınav” kavramı sınıflı toplumsal yapının bir uzantısı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bireylerin ekonomik gü
çlerinin yanı sıra bireysel güçlerinin de, toplumsal konumlarını belirlediği toplumsal bir yapıda,sınama,elemeden geçirme bir zorunluluk olarak belirmektedir. Günümüz modern toplumlarında, bireylerin yaşam düzeylerini koruyabilmeleri ya da daha iyi olanaklara sahip olabilmeleri,bu eleme,sınama sisteminin bir parçası olmalarını gerektirmektedir.Bunun anlamı,her bireyin yaşam boyu çeşitli biçimlerde sınanacağı ve hep bir “aday” olarak yaşamını sürdürecek oluşudur.

Bizim topl
umumuzda da durum değişmez hatta sınavsız herhangi bir adım atmanın olanak olmadığı düşünülebilir.
ÖSS, OKS, KPSS… Bu liste uzayıp gider. Çocuk
larını daha üç yaşına gelmeden bu tür sınavlara hazırlama telaşına düşmüş ebeveynlerden tutun, sınav sistemlerinin varlığından kaynaklanan ekonomik kazanımlara sahip olan insanların sürekli olarak “ neden sınav var?” diye sordukları ama yalnızca sordukları, sorularına ciddi anlamda bir yanıt verme gereksinimi duymadan sordukları gözlenir. Aslında “sınav” vardır ve bu hayatın gerçeğidir. İnsanlar belli kazanımlara ulaşmak için “sınav” kavramını içselleştirip, gerekeni yapmalıdır.

Son zamanlarda bazı kesimlerden insanların “neden sınav var?” sorusunu atlayarak, “neden dershaneler var? “ diye sormaya başladıklarını, sınav süresinin hayatla eşit olarak görülemeyeceğini ima eden reklam kampanyalarıyla anlıyoruz. Eleştirinin gerçek objesinin çok da net olarak anlaşılmadığı bu kampanya ile dershanelere akıtılan milyonlarca liranın ekonomiye getirdiği yükten,hayatın sınavdan ibaret olmadığı
ndan dem vuruyor,bu gidişatı durdurun feryadı ile seslerini duyurmaya çalışıyorlar. Söz konusu feryadın sahibinin, ülkenin önde gelen bir eğitim-öğretim kurumu olduğu, öğrencilerini iyi bir eğitim ve gelecek vaadiyle okuluna fahiş fiyatlarla kaydettiği, içlerinden seçtiği birkaç yüz öğrenciyi ÖSS’ye hazırladığı, ilköğretim kısmından başarılı öğrencileri kaçırmamak adına OKS ‘yi ve ülkenin en iyi eğitim kurumlarından olan Fen ve Anadolu liselerini kötüleyen konferanslar düzenleyerek öğrencilerini ve öğrenci velilerini etkilemeye çalıştığını bir yana bırakırsak, hala söz konusu feryadın neye edildiği anlaşılmamaktadır.” Neden sınav var ?” diye sormak, yerine göre anlamlı bir sorudur. Ancak, özel ya da kamusal tüm eğitim kurumlarının işlevini kaybetmeye başladığı, hatta büyük oranda kaybettiği bir toplumda, söz konusu kurumların yerini almış kurumsal yapılar neden var, diye sormak soranın kimliğinde acı bir ironiye dönüşüyor.

ÖSS sisteminin tartışılması gerekir ama tartışmanın zeminini kaydırmak, dikkati kendi çıkarlarınızdan uzaklaştırmak ve çıkarlarınızın önünde engel olarak algıladığınız unsurlara kaydırmak, sorunun asıl boyutunu, belki de bile isteye, gözden kaçırmak demek değil midir? Gözden kaçırılmaması gereken temel nokta, bazı ailelerin çocuklarını yüksek fiyatlı özel okullara gönderebilmesi için, çoğunluğun kötü koşullarda yaşaması, çocuklarının eğitimine olabilecek en azı harcaması ve yüksek öğrenim kapısında çocuklarının şanslı olmasını dilemeleri gerekmektedir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi, bizim ülkemizde de üst tabaka varlığını alt tabakanın varlığına borçludur ve demokrasinin bir gereği olarak kabul edilen ama aslında sadece sanal bir kavram olan fırsat eşitliğini alt sınıflara tanıyarak varlığını haklı gerekçelere dayandırmaktadır. Fırsat eşitliği yarışa eşit koşullarda başlamayı zorunlu kılar ve bir tür sınavı gerektirir.

Bu yüzden ÖSS ve OKS var ve var olan resmi ve özel eğitim kurumları öğrencileri söz konusu sınavlara hazırlamakta yetersiz kaldığı için dershaneler var. Sınavlar var çünkü sınıflı toplumsal yapı var. Sınıfları ortadan kaldırın, ne sınav kalır ne de dershaneler….

Figen