ÖSS’ ye başvuracak her aday için, adayın mezun olacağı / olduğu okulun mezuniyet yılı ve diploma notu kullanılarak bir Orta Öğretim Başarı Puanı (OBP) hesaplanacaktır.OBP okuldaki diploma notunun ,adayın okulunun diploma notları içindeki yerine göre değişerek, değeri en az 50, en çok 100 olacak şekilde hesaplanacaktır.
Kısacası OBP ‘yi etkileyecek en önemli etmen, sınava girecek öğrencinin lise yaşamı içindeki not ortalamasıdır. Not ortalaması ne kadar yüksek olursa sınav sonucunda alacağı ham puana eklenecek OBP o kadar yüksek olacaktır.
2006- ÖSYS ‘de OBP hesaplama yöntemi değiştirildiğinden, bu yıldan önce okullarından mezun olmuş adayların OBP’leri yeniden hesaplanacaktır. Yeni hesaplama yöntemine göre , bir okulda en yüksek diploma notuna sahip aday sayısı arttığı ölçüde bu adayların OBP ‘leri 100 puanın altına inecektir.
AĞIRLIKLI ORTA ÖĞRETİM BAŞARI PUANI ( AOBP )
Orta Öğretim Başarı Puanı (OBP) hesaplandıktan sonra, bu puanlar ağırlandırılarak her aday için üç tane Ağırlıklı Ortaöğretim Başarı Puanı (AOBP-SÖZ ,AOBP-SAY,AOBP –EA ) hesaplanacaktır.
OBP’lerin ağırlıklandırılmasında okulun son sınıf öğrencilerinin ilgili yılda elde ettiği ÖSS-SÖZ,ÖSS-SAY,ÖSS-EA puanlarının ortalamaları kullanılacaktır. 2007 yılında mezun olacak adayların OBP’lerinin ağırlıklandırılmasında kullanılacak ortalamalar ÖSS-SÖZ 1, ÖSS-SAY 1, ÖSS-EA 1 puanlarının ortalamaları olacaktır.
Ağırlıklandırmanın etkisi ile, varsa değeri 100 olan OBP değişmeyecek; ancak değeri 100’ün altında olan OBP’lerin değerleri okulun ÖSS başarısı oranında artacaktır.
Sonuç olarak, OBP hesaplanırken en büyük etmen öğrencinin tüm lise hayatındaki not ortalaması iken, AOBP hesaplanırken buna mezun olduğu / olacağı okulun sınav sonucuna göre başarısı da eklenmektedir.
Devrim
Günce
SAVAŞA KARŞI OL!
edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
edebiyat etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
3 Haziran 2007 Pazar
2 Haziran 2007 Cumartesi
Edebiyatın Düşünür Kraliçesi : İris Murdoch
“....
Aşk garip bir şey. Hiç şüphe yok ki dünyayı döndüren sadece ve sadece o. Tek önemli etkinliğimiz. Onun dışında her şey toz,çınlayan ziller ve can sıkıntıları. Ama öte yandan nasıl bir bela olduğu da malum. Nasıl da imkansızı hayalinde yaratır, ulaşılmazın ayaklarına sarılır. Herkesin herkesi dilediği gibi sevebileceği, tuhaf bir düşüncedir. Doğada bunu yasaklayan hiçbir şey yok. Kediler krallara bakabilir, değersizler iyileri, değersizler değersizleri, iyiler iyileri sevebilir. Veee bir bakmışsınız: Büyük ışık belki gerçeği belki yanılsamayı ortaya koyarak yanıyor. Ne acıdır ki, gizleme kalbi yer bitirirken insan nasıl yalnız seviyor,solipsizm içinde, beyhude bir kapsül içinde. Her şey olabilir, yani bir şekilde, korkunç bir şekilde, imkansız diye bir şey yoktur. Ah, ben de bunu düşündüm canım ve bu acımın önemsiz bir parçası değildi hiç. Sen beni sevebilirdin. Bu ne yazık ki, mantıksal olarak mümkündü. Fakat benim gitmeme sebep, görünenin olanaksızlığını anlamam değil, çok büyük aşkımın çok büyük bir yıkıcı olduğunu bilmemdir. Eğer aziz olsaydım seni sever ve bunu sana söyler, senin yanında kalır, sana hiçbir zarar vermez, seni zararsız hava gibi çevreler ve seni ne kadar sevdiğimi fark etmeni sağlardım.
.....”
İris Murdoch, Rüya Sakinleri,
Ayrıntı yayınları
Birkaç yıl önce, alzheimer hastalığına yenik düşerek yaşama veda eden İris Mordoch, felsefe ve edebiyat dünyasının önemli isimlerinden biriydi. Çağdaş İngiliz edebiyatının temsilcilerinden olan yazar, 1919 yılında Dublin’de doğdu. Uzun yıllar Oxford’da felsefe dersleri verdi ve 1954 ‘te yayımlanan ilk romanı Under The Net ile edebiyat serüvenine başladı. O günden, ölümüne kadar geçen süre içinde, yirmi iki roman, üç felsefi inceleme kitabı, iki piyes,çeşitli deneme ve makaleler ve bir de şiir kitabı yayımladı.
Yazarın romanlarında felsefeci kişiliğini gözlemek olanaklıdır. İronik bir dil, “insan” kavramının ikili ilişkiler üzerinden irdelenmesi, Tanrı ve “ahlaki iyi” kavramıyla yoğun bir hesaplaşma içinde olan kahramanlar eserlerinde en sık rastlanan öğelerdir.
İris Murdoch’un roman kahramanları, genelde kültürlü, zeki, çoğunlukla aşırı duyarlı ve sofistike yaratışlı kişilerdir. Bu kişiler kendilerini hep bir takım anlaşılmaz, içinden çıkılmaz durumlar içinde bulurlar ve çoğu kez akıldışı, şiddetli bir olay onlara özgürlüklerinin eksikliğini, bilgi ve sevgilerinin noksanlığını gösterir. Onun romanlarındaki ana temalardan biri de, cinselliktir. Murdoch, cinsellik olgusunu yıkıcı, olumsuz bir güç olarak görür. Ona göre ancak sevgiye dönüştürülmüş cinsellik belli bir değer ve anlam taşır. Temel kaygısı bireylerin birbirleriyle kurdukları ahlaksal ilişkileri öne çıkarmaktır. Bunu yaşamla mücadale etmenin teorik birikimine sahip; ancak birikimini eyleme dökmede cesaretsiz; karmaşık ikili ilişkilerin arasında boğulmuş, tanrı ve ahlakı sorgulamak zorunda kalan tiplemeler aracılığıyla yapar. Kahramanları bütün o görkemli kişilik özelliklerine karşın aynı zamanda zayıf ve zaafları olan, “masumiyet” lerini yitirmiş varlıklardır.
Bir İris Murdoch romanı okumanın tehlikeli ama çok da hayati bir iç serüven yaşamayı göze almak anlamına gelebileceğini söylemeden geçmeyelim. Tehlikeli çünkü, o sayfalarda bütün zayıflıklarınızla, zaaflarınızla ve yalnızlığınızla; yani “insan” la karşılaşabilir; insanı ve kendinizi yeniden anlamlandırma gereksinimi duyabilirsiniz. Hayati çünkü; İris Murdoch romanları “masumiyet”ini kaybetmiş insanı düşünmeye davet eder. Nietzsche’nin de dediği gibi: “ Düşünce masumiyetimizi kaybetmenin acısını unutturabilir.
Son olarak şunu söyleyelim : Bir İris Murdoch romanı okumanın mevsimi yoktur.
figen
Aşk garip bir şey. Hiç şüphe yok ki dünyayı döndüren sadece ve sadece o. Tek önemli etkinliğimiz. Onun dışında her şey toz,çınlayan ziller ve can sıkıntıları. Ama öte yandan nasıl bir bela olduğu da malum. Nasıl da imkansızı hayalinde yaratır, ulaşılmazın ayaklarına sarılır. Herkesin herkesi dilediği gibi sevebileceği, tuhaf bir düşüncedir. Doğada bunu yasaklayan hiçbir şey yok. Kediler krallara bakabilir, değersizler iyileri, değersizler değersizleri, iyiler iyileri sevebilir. Veee bir bakmışsınız: Büyük ışık belki gerçeği belki yanılsamayı ortaya koyarak yanıyor. Ne acıdır ki, gizleme kalbi yer bitirirken insan nasıl yalnız seviyor,solipsizm içinde, beyhude bir kapsül içinde. Her şey olabilir, yani bir şekilde, korkunç bir şekilde, imkansız diye bir şey yoktur. Ah, ben de bunu düşündüm canım ve bu acımın önemsiz bir parçası değildi hiç. Sen beni sevebilirdin. Bu ne yazık ki, mantıksal olarak mümkündü. Fakat benim gitmeme sebep, görünenin olanaksızlığını anlamam değil, çok büyük aşkımın çok büyük bir yıkıcı olduğunu bilmemdir. Eğer aziz olsaydım seni sever ve bunu sana söyler, senin yanında kalır, sana hiçbir zarar vermez, seni zararsız hava gibi çevreler ve seni ne kadar sevdiğimi fark etmeni sağlardım.
.....”
İris Murdoch, Rüya Sakinleri,
Ayrıntı yayınları
Birkaç yıl önce, alzheimer hastalığına yenik düşerek yaşama veda eden İris Mordoch, felsefe ve edebiyat dünyasının önemli isimlerinden biriydi. Çağdaş İngiliz edebiyatının temsilcilerinden olan yazar, 1919 yılında Dublin’de doğdu. Uzun yıllar Oxford’da felsefe dersleri verdi ve 1954 ‘te yayımlanan ilk romanı Under The Net ile edebiyat serüvenine başladı. O günden, ölümüne kadar geçen süre içinde, yirmi iki roman, üç felsefi inceleme kitabı, iki piyes,çeşitli deneme ve makaleler ve bir de şiir kitabı yayımladı.
Yazarın romanlarında felsefeci kişiliğini gözlemek olanaklıdır. İronik bir dil, “insan” kavramının ikili ilişkiler üzerinden irdelenmesi, Tanrı ve “ahlaki iyi” kavramıyla yoğun bir hesaplaşma içinde olan kahramanlar eserlerinde en sık rastlanan öğelerdir.
İris Murdoch’un roman kahramanları, genelde kültürlü, zeki, çoğunlukla aşırı duyarlı ve sofistike yaratışlı kişilerdir. Bu kişiler kendilerini hep bir takım anlaşılmaz, içinden çıkılmaz durumlar içinde bulurlar ve çoğu kez akıldışı, şiddetli bir olay onlara özgürlüklerinin eksikliğini, bilgi ve sevgilerinin noksanlığını gösterir. Onun romanlarındaki ana temalardan biri de, cinselliktir. Murdoch, cinsellik olgusunu yıkıcı, olumsuz bir güç olarak görür. Ona göre ancak sevgiye dönüştürülmüş cinsellik belli bir değer ve anlam taşır. Temel kaygısı bireylerin birbirleriyle kurdukları ahlaksal ilişkileri öne çıkarmaktır. Bunu yaşamla mücadale etmenin teorik birikimine sahip; ancak birikimini eyleme dökmede cesaretsiz; karmaşık ikili ilişkilerin arasında boğulmuş, tanrı ve ahlakı sorgulamak zorunda kalan tiplemeler aracılığıyla yapar. Kahramanları bütün o görkemli kişilik özelliklerine karşın aynı zamanda zayıf ve zaafları olan, “masumiyet” lerini yitirmiş varlıklardır.
Bir İris Murdoch romanı okumanın tehlikeli ama çok da hayati bir iç serüven yaşamayı göze almak anlamına gelebileceğini söylemeden geçmeyelim. Tehlikeli çünkü, o sayfalarda bütün zayıflıklarınızla, zaaflarınızla ve yalnızlığınızla; yani “insan” la karşılaşabilir; insanı ve kendinizi yeniden anlamlandırma gereksinimi duyabilirsiniz. Hayati çünkü; İris Murdoch romanları “masumiyet”ini kaybetmiş insanı düşünmeye davet eder. Nietzsche’nin de dediği gibi: “ Düşünce masumiyetimizi kaybetmenin acısını unutturabilir.
Son olarak şunu söyleyelim : Bir İris Murdoch romanı okumanın mevsimi yoktur.
figen
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)